Lozan Barış Antlaşması sonucunda Yunanistan ve Türkiye arasında gerçekleştirilen nüfus mübadelesi, her iki halk için de sancılı bir süreç oldu. 1 milyondan fazla eski Osmanlı vatandaşı olan Rum, Anadolu’dan Yunanistan’a (İstanbul Rumları bu nüfus değişimine dahil edilmemişti), 500 bin kadar eski Osmanlı vatandaşı olan Müslüman Türk de Yunanistan’dan Türkiye’ye göç etmek zorunda kaldılar.

Ne gidenler ne de gelenler, gittikleri ve geldikleri yerde hemen kabullenildiler. Çağan Irmak’ın yönetmeni olduğu Dedemin İnsanları Ege’de küçük bir sahil kasabasında yaşayan Girit göçmeni bir ailenin yaşadıklarına odaklanarak, bir toplumun geçirdiği tarihsel süreci acılarıyla birlikte sinemaya taşır.

Lozan Barış Antlaşması, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu antlaşması niteliğinde olduğu için önemlidir. Antlaşma, yalnızca Temmuz 1923’te imzalanan metinle değerlendirilemez. Saltanatın kaldırılması, İzmir İktisat Kongresi’nin toplanması ve buradan verilen mesajlar; I. TBMM’ye seçim kararı aldırılması ve Lozan Barış Antlaşması imzalandığında bir meclisin yokluğu; meclisin ancak antlaşma imzalandıktan sonra açılması ve hemen akabinde Lozan’ın imzalanması tekil olaylar değillerdir. Hepsi bir bağlam içinde birbirleriyle ilişkilidir.

Baskın Oran’ın editörlüğünü yaptığı ve İletişim Yayınları’dan yayımlanan Türk Dış Politikası, Cilt 1 (1919-1980) kitabındaki Lozan Barış Antlaşması’nı kendisine konu edinen bölüm, bütün bu süreci ele alması bakımından iyi bir makale olma özelliğini içinde barındırıyor.

Lozan Barış Antlaşması, (Oran, Baskın – Türk Dış Politikası, Cilt 1, 1919-1980)

AHaber’de yayımlanan “Eski Defterler” programının “Meclisler ve Krizler” başlıklı  bu bölümünde konuşmacılar, Osmanlı Mebuslar Meclisi ve Büyük Millet Meclisi gelişmelerine de değiniyorlar.

Özellikle Hakan Erdem 28:50 ve 37:45 dakikaları arasında iki meclis arasındaki kopuşları ve süreklilikleri gündeme getirmektedir.

İstanbul’da toplanan Osmanlı Mebuslar Meclisi’nin dağıtılmasının ardından Mustafa Kemal Paşa, Ankara’da yeni bir meclisin toplanması için çağrı yapmıştı. Bu çağrıyı yaparken kendisinin işi bir hayli zordu. Çünkü çağrıyı, Temsil Heyeti başkanı sıfatıyla yapmıştı ve normal şartlarda Temsil Heyeti başkanının böyle bir çağrı için yetkisi yoktu. Bu sorunlar “olağanüstü meclis” vurgusuyla atlatılmaya çalışıldı.

Toplanan yeni meclis, Osmanlı Mebuslar Meclisi’nin devamı gibi çalışıyordu. Öyle ki, BMM’nin ilk çıkardığı kanun, Osmanlı Mebuslar Meclisi’nin üzerinde çalıştığı, ama yasalaştıramadığı kanun tasarısı olan “Ağnam Resmi Kanunu” olmuştu. Bu ve başka kanıtlar bize iki meclis arasındaki organik bağları gösterir.

Aşağıda yer alan makale,  Büyük Millet Meclisi’nin açılışıyla (bu isimlendirmeyi kullanıyoruz, çünkü meclis ilk açıldığında, henüz Türkiye ismini kullanmıyordu ve BMM ismini alırken bile birçok tartışmaya sahne olmuştu) Milli Mücadele’nin silahlı aşamasının tamamlandığı dönemi irdelemektedir. Makale, TÜSİAD’ın çıkarılmasına destek olduğu Tarih (1839-1939) kitabının içinden seçilmiştir.

BMM’nin Açılışı ve Milli Mücadele’nin Silahlı Aşaması, Tarih Kitabı, TÜSİAD

Lokal çatışmalar dışında, işgallere karşı Milli Mücadele taraftarlarının örgütlediği düzenli ordunun faaliyetlerine dek ve Milli Mücadale’nin başlarında, politik mücadele daha ön plandaydı demek sanırız yanlış bir tespit olmaz. Bu politik mücadelenin ise ikili bir yönü vardı. Hem işgalci devletlerle çeşitli vesilelerle temas sürdürülürken hem de Anadolu’da İstanbul Hükümeti’ne karşı “iç savaş” günlerinin hazırlığı yapılıyordu.

Mete Tunçay, bir komisyon tarafından yazılan “Türkiye Tarihi” serisinin 4’üncü cildi için kaleme aldığı bölümde, Milli Mücadele’nin örgütlü politik gücü olarak özellikle Sivas Kongresi sonrasında ortaya çıkan (kendisi, makalesinde, Sivas Kongresi’ne dair yapılan bu “kuruluş”a dair genel ifadeyi/göndermeyi bile tartışılır bulmaktadır) Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ne, örgütlenişine ve bu örgütü oluşturan bileşenlerden Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri’nin İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin yerel örgütleriyle benzerliklerine dikkat çekiyor.

Tunçay, Mete – ARMHC’nin Kurulması ve Faaliyetleri (Türkiye Tarihi, 1908-1980, Vol 4)

“Eski Defterler” programının “Milli Mücadele”yi konu alan bu bölümünde Cemil Koçak, Mehmet Ö. Alkan ve Hakan Erdem konuşmacı olarak bulunmaktalar.

Programın konumuzla ilgili bölümlerinden ilki, Cemil Koçak ve Mehmet Alkan’ın, Milli Mücadele’de yer alan gruplara ve meclis açılışına ilişkin yürütülen mücadeleye/anlamına dair 07:06 ile 08:50 dakikaları arasındaki vurgularıdır.

Programın devamında eski İttihatçılar ve Milli Mücadele arasındaki ilişkilere, Müdafaa-i Hukuk örgütleri kurulurken bunların eski İttihatçılar tarafından örgütlenişine değiniliyor. Bununla ilişkili değerlendirmeler 38:46 ve 40:47 dakikaları arasında takip edilebilir.

Ayrıca, özellikle Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Cemil Koçak tarafından Erzurum Kongresi kararlarının orijinal metni ve 1927’de Mustafa Kemal’in okuduğu Nutuk arasındaki farklara, bu farkların nedenlerine programın 1:00:33 ve 1:15:18 dakikaları arasında değinilmektedir.

Bazı tarihçiler Mustafa Kemal ve arkadaşlarının “Kongreler Süreci” diye nitelendirebileceğimiz ve aslında karşılıklı bir “ikna süreci”nin işlediği politik mücadelenin gerçekleştiği dönemi “III. Meşrutiyet” şeklinde değerlendirirler.

Gerçekten de Erzurum Kongresi’nin 23 Temmuz 1919’da, yani II. Meşrutiyet’in yıldönümünde toplanmasından, Damat Ferit Paşa Hükümeti’nin kanunsuz bir hükümet olarak eleştirilmesine ve sürekli yinelenen bir meclis açma talebi de dahil olmak üzere bu süreç, yukarıda sözünü ettiğimiz bakış açısından da okunabilir.

Hem “Kongreler Süreci”ni hem de Osmanlı Mebuslar Meclisi’nin yeniden açılmasını ele alan aşağıdaki makale,  TÜSİAD’ın çıkarılmasına destek olduğu Tarih (1839-1939) kitabının içinden seçilmiştir.

III. Meşrutiyet ve Kongreler Süreci, Tarih Kitabı, TÜSİAD

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 113 takipçiye katılın