“Risaleler Dönemi” olarak da niteleyebileceğimiz dönem, aslında Osmanlı İmparatorluğu’nda herşey yolunda gidiyor gibi görünürken, kimi “sorun”lara işaret eden metinlerin kaleme alındığı bir tarihe tekabül ediyor. Risale, kısaca, dönemin Osmanlı aydınlarının gördükleri “sorun”ları dile getirmek için yazdıkları yazılardır. Bunların en öne çıkanlarından biri ise Koçi Bey Risalesi’dir.

Koçi Bey, 17’nci yüzyılda yazdığı risalesiyle tanınmaktadır. Yazdıkları hem risale türünü örneklediği hem de kendi üslubuyla döneminin konularına yaklaşımı açısından önemlidir. Ancak sonuç olarak, onun da kendi döneminin gündelik problemlerinden etkilendiği ve yazdıklarını bu temelde kaleme aldığı gözden kaçırılmamalıdır.

Bu konuyu anlamak için Rifa’at Ali Abou-El-Haj’ın İmge Kitabevi tarafından yayımlanan “Modern Devletin Doğası” başlıklı kitabındaki makalelerden yararlanacağız. İlk makalede El-Haj, nasihatname literatürü içinde yer alan risalelerin (ki, Koçi Bey Risalesi bunun içindedir) Osmanlı İmparatorluğu’ndaki hangi siyasi ve toplumsal koşullar içinde kaleme alındığı konusunda kalem oynatır. Dolayısıyla okuyucu bu şekilde risale yazarlarının, aslında dönem içinde sürmekte olan politik mücadelenin de aktörleri olduğunun farkına varır.

İkinci makalede ise El-Haj, doğrudan Koçi Bey Risalesi’ni incelemeye koyulur. Hem Osmanlı idare sistemi hem de Osmanlı toplumsal yapısı değişimler ve risale yazarlarının bu konuları ele alışları Koçi Bey Risalesi’nin satır aralarından yazar tarafından çekip çıkarılmaya çalışılır.

Koçi Bey, Mustafa Ali ve Nasihatname Literatürü – Abou-El-Haj

Koçi Bey ve Risalesi – Abou-El-Haj

Tarihin ne olduğu ya da ne işe yaradığı her dönem sorulan sorulardan biri olagelmiştir. Bir sosyal bilimler disiplini olarak tarih, gerek gündelik gerek akademik yaşamda kullanılırken çoğu kez klişelerle yanıt verilir.

Tarih eğitimi/öğretimi konusunda epey mesai harcamış olan Salih Özbaran, aşağıda linkini göreceğiniz makalesinde bu konular üzerinde durmaktadır. Öncelikle tarihin ne olabileceği üzerine farklı yaklaşımlardan yararlanıp bir senteze ulaşmaya çalışmaktadır. Yine burada, tarihçilik içindeki yeni yaklaşımlara da değinir. Ardından tarihin ne işe yaradığı üzerine yorum geliştirir.

Ele alınan konuları içeren makale, Tarih Vakfı Yurt Yayınları’nca yayımlanan Salih Özbaran’ın Tarih, Tarihçi ve Toplum kitabından alınmıştır.

Tarih Nedir, Ne İşe Yarar – Özbaran, Salih – Tarih, Tarihçi ve Toplum (ss. 10-21)

10443548_10152134557452078_2826637789732311522_n

İzleyeceğiniz görsel “Ortadoğu’da İmparatorluklar Tarihi” başlığını taşımaktadır. Bu çalışmanın Asya ve Avrupa’yı dünya tarihinin merkezine oturtan bir yaklaşımdan etkilendiği açıktır. Nitekim çalışmanın alt başlığı “90 Saniyede Dünya Tarihi”dir.

Çalışma bizlere önce Mısır İmparatorluğu’nu gösterir. Ardından Hitit İmparatorluğu’na geçilir. Bu malzemenin kimi problemleri olsa da, dünya tarihini görselleştirerek anlatması bakımından öğreticidir. Daha detaylı bir çalışma için İngilizceye vakıf olunmadığı takdirde, krallıkların/imparatorlukların ismi İngilizce-Türkçe sözlükler aracılığıyla öğrenilebilir.

Bu başlangıcın tercih edilmesinin nedeni, her uygarlığın/topluluğun öncesiyle, çağdaşlarıyla ve sonrasıyla ilişkide bulunduğunu, kimi etkileşimleri olduğunu göstermek ve hiçbir uygarlığın/tarihsel sürecin bu genel bağlamdan koparılarak incelenemeyeceği yönünde bir farkındalık yaratmaktır.

Aşağıdaki linke tıkladığınızda görsel malzemeye ulaşacaksınız:

http://www.mapsofwar.com/ind/imperial-history.html

Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanmasının ardından gözler iç politikaya çevrildi. Cumhuriyetin ilanı 29 Ekim 1923’te, bir hükümet krizinin ardından ve muhalif vekillerin çoğu başkent Ankara’da değil, İstanbul’da bulunuyorken gerçekleşti.

Muhalefetin bu gelişmeye tepkisi sert oldu. Bir taraftan da İstanbul, halen muhalefetin etkin olduğu yerdi. Üstelik Ankara’nın 13 Ekim 1923’te başkent ilan edilmesi, İstanbul’daki onbinlerce memurun doğal olarak işsiz kalmalarına neden olmuştu. Bu da, Ankara’ya karşı olan tepkileri artıran bir başka gelişmeydi.

Bu tarihte muhalefet kendi duruşunu hilafetin varlığı üzerinden tahkim etmeye kalkınca, bu durum hilafetin kaldırılmasının da önünü açtı. Örgütlü muhalefetin varlığının kristalleştiği gelişme ise 1924’te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın (TpCF) kuruluşu oldu.

Erik Jan Zürcher,  Modernleşen Türkiye’nin Tarihi kitabında yer alan aşağıdaki makalede Cumhuriyetin ilanından Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kuruluşuna dek giden bu süreci analitik bir yaklaşımla ele alır.

Cumhuriyetin İlanı ve TpCF’nin Kuruluşu, (Zürcher, Erik Jan – Modernleşen Türkiye’nin Tarihi)

Lozan Barış Antlaşması sonucunda Yunanistan ve Türkiye arasında gerçekleştirilen nüfus mübadelesi, her iki halk için de sancılı bir süreç oldu. 1 milyondan fazla eski Osmanlı vatandaşı olan Rum, Anadolu’dan Yunanistan’a (İstanbul Rumları bu nüfus değişimine dahil edilmemişti), 500 bin kadar eski Osmanlı vatandaşı olan Müslüman Türk de Yunanistan’dan Türkiye’ye göç etmek zorunda kaldılar.

Ne gidenler ne de gelenler, gittikleri ve geldikleri yerde hemen kabullenildiler. Çağan Irmak’ın yönetmeni olduğu Dedemin İnsanları Ege’de küçük bir sahil kasabasında yaşayan Girit göçmeni bir ailenin yaşadıklarına odaklanarak, bir toplumun geçirdiği tarihsel süreci acılarıyla birlikte sinemaya taşır.

Lozan Barış Antlaşması, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu antlaşması niteliğinde olduğu için önemlidir. Antlaşma, yalnızca Temmuz 1923’te imzalanan metinle değerlendirilemez. Saltanatın kaldırılması, İzmir İktisat Kongresi’nin toplanması ve buradan verilen mesajlar; I. TBMM’ye seçim kararı aldırılması ve Lozan Barış Antlaşması imzalandığında bir meclisin yokluğu; meclisin ancak antlaşma imzalandıktan sonra açılması ve hemen akabinde Lozan’ın imzalanması tekil olaylar değillerdir. Hepsi bir bağlam içinde birbirleriyle ilişkilidir.

Baskın Oran’ın editörlüğünü yaptığı ve İletişim Yayınları’dan yayımlanan Türk Dış Politikası, Cilt 1 (1919-1980) kitabındaki Lozan Barış Antlaşması’nı kendisine konu edinen bölüm, bütün bu süreci ele alması bakımından iyi bir makale olma özelliğini içinde barındırıyor.

Lozan Barış Antlaşması, (Oran, Baskın – Türk Dış Politikası, Cilt 1, 1919-1980)

AHaber’de yayımlanan “Eski Defterler” programının “Meclisler ve Krizler” başlıklı  bu bölümünde konuşmacılar, Osmanlı Mebuslar Meclisi ve Büyük Millet Meclisi gelişmelerine de değiniyorlar.

Özellikle Hakan Erdem 28:50 ve 37:45 dakikaları arasında iki meclis arasındaki kopuşları ve süreklilikleri gündeme getirmektedir.

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 127 takipçiye katılın