Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanmasının ardından gözler iç politikaya çevrildi. Cumhuriyetin ilanı 29 Ekim 1923’te, bir hükümet krizinin ardından ve muhalif vekillerin çoğu başkent Ankara’da değil, İstanbul’da bulunuyorken gerçekleşti.

Muhalefetin bu gelişmeye tepkisi sert oldu. Bir taraftan da İstanbul, halen muhalefetin etkin olduğu yerdi. Üstelik Ankara’nın 13 Ekim 1923’te başkent ilan edilmesi, İstanbul’daki onbinlerce memurun doğal olarak işsiz kalmalarına neden olmuştu. Bu da, Ankara’ya karşı olan tepkileri artıran bir başka gelişmeydi.

Bu tarihte muhalefet kendi duruşunu hilafetin varlığı üzerinden tahkim etmeye kalkınca, bu durum hilafetin kaldırılmasının da önünü açtı. Örgütlü muhalefetin varlığının kristalleştiği gelişme ise 1924’te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın (TpCF) kuruluşu oldu.

Erik Jan Zürcher,  Modernleşen Türkiye’nin Tarihi kitabında yer alan aşağıdaki makalede Cumhuriyetin ilanından Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kuruluşuna dek giden bu süreci analitik bir yaklaşımla ele alır.

Cumhuriyetin İlanı ve TpCF’nin Kuruluşu, (Zürcher, Erik Jan – Modernleşen Türkiye’nin Tarihi)B31118122521

Ankara’nın başkent ilan edilmesi yalnızca coğrafi nedenlerle açıklanamaz. Bu gelişme aynı zamanda eski rejim ve artık ismi de konulmak üzere olan yeni rejim arasındaki rekabette bir dönüm noktasıdır. Böylece yeni iktidar ağırlığını koymuş oluyordu. Dahası Ankara’nın 13 Ekim 1923’te başkent ilan edilmesi, İstanbul’daki binlerce memurun işsiz kalmalarına neden olmuştu. Bu da, Ankara’ya karşı olan tepkileri artıran bir başka gelişmeydi.

Ankara’nın başkent ilan edilmesini farklı yönleriyle ele alan iki güncel makale bulunuyor. Bunların her ikisi de VEKAM’ın (Vehbi Koç ve Ankara Araştırmaları Merkezi) çıkarmakta olduğu “Ankara Araştırmaları Dergisi”nde yayımlandı. Cemile Burcu Kartal daha tarihsel bir süreç içinde ve özellikle dönem basınını kullanarak Ankara’nın başkent ilan edilmesi meselesine bakarken, S. Dilek Yalçın Çelik, yine Ankara’nın başkent ilan edilmesi konusunu Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Ankara romanı üzerinden anlamlandırmaktadır.

Kartal, Cemile Burcu – Ankara’nın Başkent Oluş Sürecinde Dönem Basınında Ankara ve İstanbul. ‘Makarr’ ve ‘Payitaht’

Çelik, S. Dilek Yalçın – Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Ankara Romanı Bağlamında Kemalist İdeoloji ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Bir Başkent İnşası

Karaosmanoğlu, Yakup Kadri - Ankara

Lozan Barış Antlaşması sonucunda Yunanistan ve Türkiye arasında gerçekleştirilen nüfus mübadelesi, her iki halk için de sancılı bir süreç oldu. 1 milyondan fazla eski Osmanlı vatandaşı olan Rum, Anadolu’dan Yunanistan’a (İstanbul Rumları bu nüfus değişimine dahil edilmemişti), 500 bin kadar eski Osmanlı vatandaşı olan Müslüman Türk de Yunanistan’dan Türkiye’ye göç etmek zorunda kaldılar.

Ne gidenler ne de gelenler, gittikleri ve geldikleri yerde hemen kabullenildiler. Çağan Irmak’ın yönetmeni olduğu Dedemin İnsanları Ege’de küçük bir sahil kasabasında yaşayan Girit göçmeni bir ailenin yaşadıklarına odaklanarak, bir toplumun geçirdiği tarihsel süreci acılarıyla birlikte sinemaya taşır.

Lozan Barış Antlaşması, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu antlaşması niteliğinde olduğu için önemlidir. Antlaşma, yalnızca Temmuz 1923’te imzalanan metinle değerlendirilemez. Saltanatın kaldırılması, İzmir İktisat Kongresi’nin toplanması ve buradan verilen mesajlar; I. TBMM’ye seçim kararı aldırılması ve Lozan Barış Antlaşması imzalandığında bir meclisin yokluğu; meclisin ancak antlaşma imzalandıktan sonra açılması ve hemen akabinde Lozan’ın imzalanması tekil olaylar değillerdir. Hepsi bir bağlam içinde birbirleriyle ilişkilidir.

Baskın Oran’ın editörlüğünü yaptığı ve İletişim Yayınları’dan yayımlanan Türk Dış Politikası, Cilt 1 (1919-1980) kitabındaki Lozan Barış Antlaşması’nı kendisine konu edinen bölüm, bütün bu süreci ele alması bakımından iyi bir makale olma özelliğini içinde barındırıyor.

Lozan Barış Antlaşması, (Oran, Baskın – Türk Dış Politikası, Cilt 1, 1919-1980)

347erken-page-001

AHaber’de yayımlanan “Eski Defterler” programının “Meclisler ve Krizler” başlıklı  bu bölümünde konuşmacılar, Osmanlı Mebuslar Meclisi ve Büyük Millet Meclisi gelişmelerine de değiniyorlar.

Özellikle Hakan Erdem 28:50 ve 37:45 dakikaları arasında iki meclis arasındaki kopuşları ve süreklilikleri gündeme getirmektedir.

İstanbul’da toplanan Osmanlı Mebuslar Meclisi’nin dağıtılmasının ardından Mustafa Kemal Paşa, Ankara’da yeni bir meclisin toplanması için çağrı yapmıştı. Bu çağrıyı yaparken kendisinin işi bir hayli zordu. Çünkü çağrıyı, Temsil Heyeti başkanı sıfatıyla yapmıştı ve normal şartlarda Temsil Heyeti başkanının böyle bir çağrı için yetkisi yoktu. Bu sorunlar “olağanüstü meclis” vurgusuyla atlatılmaya çalışıldı.

Toplanan yeni meclis, Osmanlı Mebuslar Meclisi’nin devamı gibi çalışıyordu. Öyle ki, BMM’nin ilk çıkardığı kanun, Osmanlı Mebuslar Meclisi’nin üzerinde çalıştığı, ama yasalaştıramadığı kanun tasarısı olan “Ağnam Resmi Kanunu” olmuştu. Bu ve başka kanıtlar bize iki meclis arasındaki organik bağları gösterir.

Aşağıda yer alan makale,  Büyük Millet Meclisi’nin açılışıyla (bu isimlendirmeyi kullanıyoruz, çünkü meclis ilk açıldığında, henüz Türkiye ismini kullanmıyordu ve BMM ismini alırken bile birçok tartışmaya sahne olmuştu) Milli Mücadele’nin silahlı aşamasının tamamlandığı dönemi irdelemektedir. Makale, TÜSİAD’ın çıkarılmasına destek olduğu Tarih (1839-1939) kitabının içinden seçilmiştir.

BMM’nin Açılışı ve Milli Mücadele’nin Silahlı Aşaması, Tarih Kitabı, TÜSİAD

IMG_20150307_100128

Lokal çatışmalar dışında, işgallere karşı Milli Mücadele taraftarlarının örgütlediği düzenli ordunun faaliyetlerine dek ve Milli Mücadale’nin başlarında, politik mücadele daha ön plandaydı demek sanırız yanlış bir tespit olmaz. Bu politik mücadelenin ise ikili bir yönü vardı. Hem işgalci devletlerle çeşitli vesilelerle temas sürdürülürken hem de Anadolu’da İstanbul Hükümeti’ne karşı “iç savaş” günlerinin hazırlığı yapılıyordu.

Mete Tunçay, bir komisyon tarafından yazılan “Türkiye Tarihi” serisinin 4’üncü cildi için kaleme aldığı bölümde, Milli Mücadele’nin örgütlü politik gücü olarak özellikle Sivas Kongresi sonrasında ortaya çıkan (kendisi, makalesinde, Sivas Kongresi’ne dair yapılan bu “kuruluş”a dair genel ifadeyi/göndermeyi bile tartışılır bulmaktadır) Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ne, örgütlenişine ve bu örgütü oluşturan bileşenlerden Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri’nin İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin yerel örgütleriyle benzerliklerine dikkat çekiyor.

Tunçay, Mete – ARMHC’nin Kurulması ve Faaliyetleri (Türkiye Tarihi, 1908-1980, Vol 4)

IMG_20150307_094940

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 141 takipçiye katılın