İzmir Suikastı Girişimi (1926)

Haziran 1926’da Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’e İzmir’de suikast düzenleneceği ihbarı üzerine soruşturma başlatıldı. Hem Ankara’da hem de İzmir’de kurulan İstiklal Mahkemeleri soruşturmayı iki ayrı mecra üzerinden derinleştirdiler. Soruşturmanın bir ucu eski İttihatçılara uzanırken bir ucu da Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’ndan (TpCF) arta kalan muhalif milletvekillerine uzandı. Gerek dava süreci gerekse dava sonucu Mete Tunçay’ın Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek Parti Yönetimi’nin Kurulması kitabında ele alınmaktadır. Ayrıca Kemal Tahir’in yazmış olduğu Kurt Kanunu romanı kurgusunu doğrudan İzmir Suikastı davasından alır.

İzmir Suikastı Girişimi (Tunçay, Mete – Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek Parti Yönetimi’nin Kurulması)

DSC_0698

Şeyh Sait İsyanı ve Takrir-i Sükun Kanunu (1925)

1925’te çıkan ayaklanma Cumhuriyetin kurucularını oldukça rahatsız etmişti. Gittikçe yayılan ayaklanmayı bastırmak için çıkarılan Takrir-i Sükun Kanunu ise yalnızca ayaklanmayı bastırmakla kalmadı. Aynı zamanda, ayaklanmadan sorumlu tuttuğu Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın da (TpCF) kapatılmasına neden oldu. Hem ayaklanmanın nedeninin farklı analizlerinin hem de ayaklanmaya dek gelen tarihsel sürecin soğukkanlı bir yorumu için Erik Jan Zürcher’in Modernleşen Türkiye’nin Tarihi kitabındaki konuyu ele alan makalesinden yararlanılabilir.

Şeyh Sait İsyanı ve Sonuçları, (Zürcher, Erik Jan – Modernleşen Türkiye’nin Tarihi)

Modernleşen Türkiye'nin Tarihi

Cumhuriyetin İlanı, Hilafetin Kaldırılması ve Örgütlü Muhalefetin Doğuşu: Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası

Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanmasının ardından gözler iç politikaya çevrildi. Cumhuriyetin ilanı 29 Ekim 1923’te, bir hükümet krizinin ardından ve muhalif vekillerin çoğu başkent Ankara’da değil, İstanbul’da bulunuyorken gerçekleşti.

Muhalefetin bu gelişmeye tepkisi sert oldu. Bir taraftan da İstanbul, halen muhalefetin etkin olduğu yerdi. Üstelik Ankara’nın 13 Ekim 1923’te başkent ilan edilmesi, İstanbul’daki onbinlerce memurun doğal olarak işsiz kalmalarına neden olmuştu. Bu da, Ankara’ya karşı olan tepkileri artıran bir başka gelişmeydi.

Bu tarihte muhalefet kendi duruşunu hilafetin varlığı üzerinden tahkim etmeye kalkınca, bu durum hilafetin kaldırılmasının da önünü açtı. Örgütlü muhalefetin varlığının kristalleştiği gelişme ise 1924’te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın (TpCF) kuruluşu oldu.

Erik Jan Zürcher,  Modernleşen Türkiye’nin Tarihi kitabında yer alan aşağıdaki makalede Cumhuriyetin ilanından Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kuruluşuna dek giden bu süreci analitik bir yaklaşımla ele alır.

Cumhuriyetin İlanı ve TpCF’nin Kuruluşu, (Zürcher, Erik Jan – Modernleşen Türkiye’nin Tarihi)B31118122521

Ankara’nın Başkent İlan Edilmesi (13 Ekim 1923)

Ankara’nın başkent ilan edilmesi yalnızca coğrafi nedenlerle açıklanamaz. Bu gelişme aynı zamanda eski rejim ve artık ismi de konulmak üzere olan yeni rejim arasındaki rekabette bir dönüm noktasıdır. Böylece yeni iktidar ağırlığını koymuş oluyordu. Dahası Ankara’nın 13 Ekim 1923’te başkent ilan edilmesi, İstanbul’daki binlerce memurun işsiz kalmalarına neden olmuştu. Bu da, Ankara’ya karşı olan tepkileri artıran bir başka gelişmeydi.

Ankara’nın başkent ilan edilmesini farklı yönleriyle ele alan iki güncel makale bulunuyor. Bunların her ikisi de VEKAM’ın (Vehbi Koç ve Ankara Araştırmaları Merkezi) çıkarmakta olduğu “Ankara Araştırmaları Dergisi”nde yayımlandı. Cemile Burcu Kartal daha tarihsel bir süreç içinde ve özellikle dönem basınını kullanarak Ankara’nın başkent ilan edilmesi meselesine bakarken, S. Dilek Yalçın Çelik, yine Ankara’nın başkent ilan edilmesi konusunu Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Ankara romanı üzerinden anlamlandırmaktadır.

Kartal, Cemile Burcu – Ankara’nın Başkent Oluş Sürecinde Dönem Basınında Ankara ve İstanbul. ‘Makarr’ ve ‘Payitaht’

Çelik, S. Dilek Yalçın – Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Ankara Romanı Bağlamında Kemalist İdeoloji ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Bir Başkent İnşası

Karaosmanoğlu, Yakup Kadri - Ankara

“Dedemin İnsanları”, Yönetmen Çağan Irmak, 2011

Lozan Barış Antlaşması sonucunda Yunanistan ve Türkiye arasında gerçekleştirilen nüfus mübadelesi, her iki halk için de sancılı bir süreç oldu. 1 milyondan fazla eski Osmanlı vatandaşı olan Rum, Anadolu’dan Yunanistan’a (İstanbul Rumları bu nüfus değişimine dahil edilmemişti), 500 bin kadar eski Osmanlı vatandaşı olan Müslüman Türk de Yunanistan’dan Türkiye’ye göç etmek zorunda kaldılar.

Ne gidenler ne de gelenler, gittikleri ve geldikleri yerde hemen kabullenildiler. Çağan Irmak’ın yönetmeni olduğu Dedemin İnsanları Ege’de küçük bir sahil kasabasında yaşayan Girit göçmeni bir ailenin yaşadıklarına odaklanarak, bir toplumun geçirdiği tarihsel süreci acılarıyla birlikte sinemaya taşır.

Lozan Barış Antlaşması (Süreç ve Gelişmeler, Kasım 1922-Temmuz 1923)

Lozan Barış Antlaşması, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu antlaşması niteliğinde olduğu için önemlidir. Antlaşma, yalnızca Temmuz 1923’te imzalanan metinle değerlendirilemez. Saltanatın kaldırılması, İzmir İktisat Kongresi’nin toplanması ve buradan verilen mesajlar; I. TBMM’ye seçim kararı aldırılması ve Lozan Barış Antlaşması imzalandığında bir meclisin yokluğu; meclisin ancak antlaşma imzalandıktan sonra açılması ve hemen akabinde Lozan’ın imzalanması tekil olaylar değillerdir. Hepsi bir bağlam içinde birbirleriyle ilişkilidir.

Baskın Oran’ın editörlüğünü yaptığı ve İletişim Yayınları’dan yayımlanan Türk Dış Politikası, Cilt 1 (1919-1980) kitabındaki Lozan Barış Antlaşması’nı kendisine konu edinen bölüm, bütün bu süreci ele alması bakımından iyi bir makale olma özelliğini içinde barındırıyor.

Lozan Barış Antlaşması, (Oran, Baskın – Türk Dış Politikası, Cilt 1, 1919-1980)

347erken-page-001